HAMİLELİK VE LOHUSA SENDROMU 09 Temmuz 2021

Bu yazımızda hamilelik ve lohusa sendromunu ve bu durumda yapılması gerekenleri inceledik. Yazımız "Aile Psikolojisi" isimli kitabımızdan derlenmiştir.

Bebek sahibi olmak aile hayatının dönüm noktalarından bir tanesidir, aynı zamanda aile için bir kriz dönemidir de. Başta kadın için birçok fizyolojik değişikliğe sebep olurken hem kadın hem de erkek için psikolojik ve sosyolojik açıdan da önemli değişimlere sebep olmaktadır. Bebeğin doğumuyla beraber aileye yeni bir üye katılmakta ve o andan itibaren de çiftin yaşamında başlar oylar olmak üzere birçok önemli değişiklik yaşanmaktadır. Artık sadece Karıkoca değillerdir, aynı zamanda anne baba kimliklerini de kazanmışlardır.

Doğum öncesi ve doğum sonrası süreçleri incelendiğinde yaşanan fiziksel ve psikolojik değişiklikleri en yoğun yaşayan kişi kadındır. Anne olduktan sonra kadının hafif hüzünlü ve kaygılı olması da olağandır, ruh halinde de hormonlara bağlı olarak değişiklikler görülebilmektedir (Özden Yıldırım, 2009 b). Lohusa sendromu ya da annelik hüznü olarak adlandırılan bu durum, doğum sonrası birkaç gün içinde başlayıp 7-10 gün içinde tedaviye gerek olmadan kendiliğinden düzelir. Genellikle bunaltı, sıkıntı hali, ağlama, çabuk sinirlenme, unutkanlık ve dikkat dağınıklığı ile gözlenen lohusa sendromu ya da annelik hüznü yeni annelerin yaklaşık %50-80’inde görülebilmektedir (Marakoğlu, Özdemir, Çivi, 2007). Bazı kadınlarda ise lohusa sendromunun depresyonu hatta daha ağır durumlarda ise psikoza kadar ilerleyebilir görülmektedir. Doğum sonrası depresyon yani postpartum depresyon, yeni doğum yapan kadınların yaklaşık %10-15’inde görülebilmektedir (Erdem, Erten Bucaktepe, 2012). Hamilelik döneminde hormonların değişimi ile beraber östrojen ve progesteron düzeyleri de yükselmektedir. Doğumla birlikte hormonlardaki ani düşüşte annede depresyonun gelişmesinde etkili olabilmektedir. Doğum sonrası ilk 30 gün kadınlarda depresyon için yüksek risk dönemi olarak kabul edilirken, bu süre ağır olgularda iki yıla kadar uzayabilmektedir Erdem, Erten Bucaktepe, 2012). Kadınların yaklaşık %13’ü doğumdan sonraki 12 hafta içinde depresyona girebilmektedir (Özkan, Üst, Gündoğdu, Çapık, Şahin, 2014). Bu kişilerde doğum sonrası depresyonu takip eden beş yıl içinde ise tekrar depresyona girme riski iki katına çıkmaktadır.

İleri yaşta hamilelik, annenin çalışmıyor olması, düşük sosyoekonomik düzey, zor bir hamilelik dönemi ve doğum sürecinin yaşanması, beklenmeyen erken doğum, düşük doğum ağırlığı, bebek bakımında güçlük çekilmesi, zayıf ailede evlilik ilişkileri ve dolayısıyla annenin sosyal destek olamaması postpartum depresyon yani doğum sonrası depresyonun gelişme olasılığını artırmaktadır (Adewuya, 2005). Annenin geçmişte yaşadığı ruhsal sıkıntılar, istenmeyen gebelik, annelik rolü için hazırlıksız olma, doğum korkuları, evlilikle ilgili sorunların olması da doğum sonrası depresyon için risk faktörleri oluşturmaktadır. Çalışan kadınların doğum sonrası aktif iş hayatına uzak kalması, uzun süreli eve kapanması da yine risk faktörleri arasında yer almaktadır. Doğum sonrası depresyon sadece anne için değil hem bebek hem de tüm aile için olumsuz sonuçlar doğurabilmekte, anne ve bebeğin bağlanma sürecini de olumsuz etkileyebilmektedir. Annelerin mutlu olmaları gerektiğine inandıkları bu dönemde depresif duygular taşıdıkları için suçluluk duymaları bu sebeple de belirtileri saklamaları, kadının yaşadığı ruhsal durumunu fark edilememesine sebep olabilmektedir. Bu durumda da annenin çevresi tarafından kolayca gözden kaçabilmektedir ve gerekli destek sağlanamamaktadır. Burada doğum sonrası normal sayılabilecek uykusuzluk, yorgunluk, endişe gibi yakınmalar ile depresif semptomlar arasında benzerlikler de olabileceği göz ardı edilmemelidir (Marakoğlu, Özdemir, Çivi, 2007).

Annelik hüznü olarak adlandırılan lohusa sendromunda doğumdan sonra 3. ya da 4. günlerde ortaya çıkan, geçici semptomlarını hâkim olduğu bir tablo görülmektedir. Semptomlar 1-2 günden 1-2 haftaya kadar sürebilmektedir. Lohusa sendromunun başlangıcına bakıldığında zamanlama olarak doğum sonrası östrojen ve progesteron düzeyilerinin ani düşüş gösterdiği döneme denk geldiği görülmektedir. Buda endokrinolojik bir olgu olduğunu düşündürtmektedir. Lohusa sendromunda genellikle yorgunluk başta olmak üzere ağlama, uyku bozukluğu, kaygı, sinirlilik, duygudurumunda hızlı değişiklikler, konsantrasyon güçlüğü, eleştiriye aşırı duyarlılık, keder duyguları görülebilmektedir. Fakat kadınların günlük işlevselliğinde ve bebek bakımında bir bozulma görülmemektedir (Erdem, Bez, 2009). Genel olarak lohusa sendromu geçici bir dönemdir fakat kadınların %20’sinde ilk bir yılda depresyon gelişmesi olasıdır. Lohusa sendromuyla ilgili olarak kadınlara gebelik döneminde bilgi verilmeli, bu gibi duyguların yaşanmasının normal olduğu ve bir çok annenin bu semptomları gösterebildiği bilgileri paylaşılmalıdır. Fakat bu dönem iki haftadan uzun sürerse mutlaka bir hastaneye başvurulması önerilmektedir çünkü depresyona doğru dönüşen bir tablo ile karşılaşılabilir.

Doğum sonrası depresyon da belirtiler, annelik hüzüne göre daha şiddetli olmaktadır. Doğum sonrası depresyon da öne çıkan belirtilerden bazıları şu şekildedir; kendini değersiz hissetme, suçluluk, ağlamaklı hal, öfke hissi, umutsuzluk ve yetersizlik hissi, konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık, yeme ve uyku bozuklukları, kaygı, bebekle ilgili endişeler, ölüm ve intihar ilgili düşünceler (Marakoğlu, Özdemir, Çivi, 2007). Doğum sonrası depresyonunun ağrı şekli ise doğum sonrası psikozdur. Doğum sonrası psikoz da hezeyanlar, halüsinasyonlar, bebeğe ve kendine zarar verme düşünceleri gelişebilir ve mutlaka tıbbi yardım gerektirir.

Bir bebekle başbaşa kalmak, onun tüm sorumluluğuna almak yeni doğum yapmış bir kadın için heyecan verici bir olay olmakla beraber kimi zaman tedirgin edici olabilmektedir. Bebeğin doğumuyla beraber hayatında yeni bir döneme geçen annenin tüm günlük rutini değişmektedir. Anne ve bebek için birbirini tanıma ve alışma dönemi olan ilk 40 günlük süreçte annenin en çok deste ihtiyaç duyduğu dönemdir. Kadının fizyolojik olarak kendini toparlaması, bunun içinde dinlenebilmesi gerekmektedir. Bir yandan da bebeğini emzirmekte olan anne bu dönemde hem bebeğin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için yeni bir düzen oluştururken bir yandan da onunla yaşamayı öğrenmektedir. Yeni doğmuş bir bebeğin yaklaşık 1,5 ya da 2 saatte bir beslenmesi gerekmektedir. Bununla beraber anneye en çok bağımlı olduğu bu dönemde aslında saatlere de odaklanmadan her istediğinde annenin emzirmesi en ideal olanıdır. Fakat bu kolay bir dönem değildir, 24 saatlik bir döngü içinde bebek her istediğinde onu emzirmek annenin uyku rutinini de ciddi anlamda bozmaktadır. Doğumla beraber yaşanan fizyolojik ve psikolojik değişimlere adapte olmaya çalışan anneye burada bir de uykusuzluk ve ona eşlik eden yorgunlukla eklenmektedir. Çoğu kadın bu dönemde bebeğiyle ilgilenmekten sadece uyumaya değil kendi yemeğini yemeye hatta duş bile almaya vakit bulamamaktadır. Kadının lohusalık sendromunu kolay atlatabilmesi ve hem bebeğini hem de bu yeni annelik rolüne alışabilmesi için çevresi tarafından desteklenmesi gerekmektedir. Burada en önemli görev kadının eşine düşerken anneanne, babaanne gibi kadının güvendiği kişilerin desteğiyle önem taşımaktadır.

 

Lohusa sendromunun daha rahat atlatılabilmesi için aşağıdaki öneriler uygulanabilir:

*Yemek, ev işleri, bebeğin bakımı gibi konularda annenin üzerinden önemli yükleri olmak, annenin hem bebeğiyle daha verimli zaman geçirmesine hem de kendine dinlenebilmesi ve öz bakım ihtiyaçlarını giderebilmesi için zaman ayırmasına olanak sağlayacaktır.

*Bebeği uyuduğunda annenin de bu süreyi uyuyarak geçirmesi, yeterince istirahat edebilmesi gerekmektedir.

*Annenin haftada en az üç gün birkaç saat ev dışında vakit geçirebilmesi, haftada en az iki gün ise birkaç saat eşiyle ev dışında vakit geçirebilmesi de bu dönemin hem daha sağlıklı geçmesi hem de bu süreçte karı kocanın ilişkilerini de olumsuz etkilenmemesi açısından önemlidir.

*Lohusa ziyaretlerinde eve gelen kişilerin de yeni anne olmuş kadının psikolojisini göz önünde bulundurarak davranmaları gerekmektedir. Özellikle devamlı tavsiye vermeler, anneyi yargılayıcı tutum içinde konuşmalar en yapılmaması gereken şeylerdir. “Emziriyor musun?” diye sormak, eğer emziriyorsa “Neden, sütün mü yetmiyor?” vb. şekilde yorumlarda bulunmak lohusa kadının ruh halini daha da olumsuz etkileyecektir. Bunun yerine ziyaret sürelerinin kısa tutulup, gelirken yiyecek bir şeyler getirmek, misafir edilmeyi beklemeden evde yardım edilecek bir iş varsa yardım etmek anneye en önemli katkıları sağlayacaktır. Grip, soğuk algınlığı vb. hastalık durumu varsa yine bebek ziyaretine gidilmemeli, iyileşmeyi beklemelidir. Eve gelen herkes ellerini yıkamalı, hijyen kurallarına dikkat etmeli, o evde bir bebek olduğunu unutmamalıdır.

Aile Psikolojisi (1. Baskı / Mart 2020) - Nobel Akademik Yayıncılık

Ed: Dr. Melis Seray Özden Yıldırım

ISBN: 978-605-033-252-0

YORUMLAR
    Henüz yorum yapılmamış.
Bizi Sosyal Medya Hesaplarımızdan Takip Edebilirsiniz